DEVRİM HORLU İLE ŞİİR

"Şiir benim arkadaşım. Onunla daha çok kavga edip güleceğiz."

ŞİİR

mete karaoğlu

7/15/20266 min read

Mete Karaoğlu: Şiirle geçen ya da geçecek yılları düşündüğünüzde; zamanın dize üzerindeki bu akışı sizde nasıl bir duygu bırakıyor? Kendi şiir serüveninizi bir ses inşası olarak tanımlarsanız, şu an hangi duraktasınız?

Devrim Horlu: Zaman içinde şiirim de benim gibi yavaşladı. Bu aksamasız bir yavaşlama olsa da beni şaşırtıyor açıkçası. Yaş almanın etkisi belki, ya da hayatımdaki keskin değişimler, aldığım kararlar, başa gelip de çekilenler de etkili olabilir bu yavaşlamaya. İnsan yönünü bazen bile isteye bazen elinde olmadan başka şeylere dönüyor. Şiirle her anlamda, yani hem yazma hem editörlük bağlamında yoğun ve yorucu bir yolculuğum oldu. Yolculuk sürüyor elbette ama o taze hevesin yerini ertelediğim başka hevesler aldı.

Şiir serüvenimi genel hatlarıyla düşündüğümde daha yolun çok başında olduğumu, aralanacak çok kapının, çözülecek bir yığın gizemin beni beklediğimi biliyor ama acele etmiyorum. Ömür vefa ederse her şey zamanında olur. Öte yandan bu cevabın bir karamsarlık izlenimi yaratmasını istemem. Başka bir söyleşide de söylemiştim, şiir benim arkadaşım. Onunla daha çok kavga edip güleceğiz.

Mete Karaoğlu: Türkiye’deki güncel şiir iklimini ve kuşakları gözlemlediğinizde; sizin şiir anlayışınızı besleyen veya sizi "başka bir dil" kurmaya zorlayan temel tıkanıklıklar nelerdir? Kendi sesinizi bulma yolunda, sizi gelenekle çarpıştıran veya ona sığındıran o kırılma anlarından bahseder misiniz?

Devrim Horlu: Sanıyorum doğru düzgün düşünmeye başladığımdan beri şiir yazmaya çalışıyorum. Fena bir şiir okuru da sayılmam. Güncel şiiri de geleneği oluşturan şiiri de mümkün mertebe takip ediyorum. Bizi tek başına okuduklarımız oluşturmadığı için tek taraflı bir beslenme - tıkanma meselesinden söz etmek mümkün değil. Tek tek nelerden beslendiğimi bir kenara koyuyorum, o uzun konu. Fakat bu şimdi ve geçmiş meselesine çok kulak asmıyorum yazarken. Gelenek böyle söylemiş ben söylemeyeyim, çağdaşlar bundan sözetmiş ben ileri taşıyayım benzeri itkilerle yazmıyorum. Sesimde dünden de bugünden de izler taşıdığını biliyorum, bundan kaçmak benim açımdan pek anlamlı değil. Umursamıyorum da açıkçası. Öte yandan şimdimin izleriyle hemhâl olmak gerekliliğine inanıyorum. Şiire sinen öfke de umutsuzluk da bugüne dair çünkü. Bununla birlikte söyleyişimde geleneğe yaslanan bir tavır varsa ki var, başka türlüsünü becerememe hâlinden kaynaklanmıyor. Okumaktan, duymaktan zevk aldığım neyse onun peşinden koşmak arzusu bu sığınma durumu.

Mete Karaoğlu: Bir sanatçı olarak, kelimelerin bu kadar hızlı tüketildiği ve anlamın gürültüye kurban gittiği bir çağda şiir yazmayı nasıl gerekçelendiriyorsunuz? İçinde bulunduğumuz bu hıza, şiirin o yoğun ve duru yürüyüşüyle nasıl cevap veriyorsunuz?

Devrim Horlu: Salinger’ın biyografisini yazdığım bir kitap var. Yazarı araştırırken şöyle özetleyebileceğim bir cümlesine denk gelmiştim: Ben yazmaktan zevk alıyorum. İnsanların yazdıklarımı okuyup okumamaları umrumda değil. Evet, şiirleri yayınlıyorum kitap olarak ya da matbu - online dergilerde ama buradaki tek sebep yapabiliyor olmak. Eskiden bu yayımlanma konusunu çok önemserdim ama artık pek üstünde durmuyorum. Yani hızlı tüketim gürültüsü içinde görüşmüş ya da görüşmemiş çok umursadığım şeyler değil. Yazmak yeterli benim için. Çağın hızına onu görmezden gelerek cevap vermek gerek sanıyorum.

Mete Karaoğlu: Şiir, bir yazan ve bir okuyan arasındaki o sessiz anlaşmayla tamamlanır. Yazarken, o görünmez "okur" figürü masanızda ne kadar yer kaplıyor? Dizelerinizin mahremiyeti ile şiirin kamusallaşması arasındaki o gerilimi nasıl yönetiyorsunuz?

Devrim Horlu: Bir önceki cevabınla bağlantılı bunun da cevabı. Sanatta mahremiyet kavramına inanmıyorum evvela. Sanat eseri ya tercihen ya talihsizlikten görünmeyebilir. Bir zaman sonra ortaya çıkar ya da çıkmaz, bilinemez bu. Ancak sonunda bir göz, bir kulak ister kendine.

Yazarken o görünmez okuru düşünmem, popüler bir iş yapmıyorum çünkü. Eğer çok satması hedeflenen bir roman, gişe yapması arzulanan bir film yapmaya çalışsaydım bunu öncelerdim ama şiirde ya da yazdığım diğer metinlerde böyle matematiklere yer yok benim için. Gerilim meselesine de kısaca değinmek gerekir tabii. Ben edebi metnin yazanından bağımsız bir kişilik kazanması gerektiğine inanıyorum. Yani yazdıklarımdaki her şey, hatta belki hiçbir şey bana ait değil. Metnin kendine, metindeki kişi ya da kişilere, onlardan taşarak da bir bakıma okuyana ait. Hâliyle benim açımdan mahremiyet olmadığı için gerilim de yok.

Mete Karaoğlu: Bu coğrafyadaki “Şiir eleştirisi ve Poetika” kültürü üzerine konuşalım. Sadece dil işçiliğine veya biçimsel ustalığa sahip olmanın, bir metni "şiir" kılmaya yettiğine dair bir eğilim var. Sizce bir şiirin mimarisi, teknik bir becerinin uzantısı mıdır; yoksa o tekniği de aşan, başka bir "dünya ağrısı" ve duyuş biçimi mi gerektirir?

Devrim Horlu: Hiçbir şey, hele konu özelde şiir genelde sanatsa bir tekillik içinde değerlendirilemez. Şiir yapılırken biri olsun, öteki eksik kalsın diyemeyiz. Teknik ve duyuş çoğu zaman el ele ilerlemeli. Biçim, ses, alegori, ritim ve daha fazlası ne kadar gerekliyse görü, sezi, yetenek, duyarlılık da o kadar gerekli bana kalırsa.

Mete Karaoğlu: Bir şiirin gerçekten "var olabilmesi" okurun ruhunda bir sarsıntı yaratabilmesi için şairin cebinde taşıması gereken o tekil hakikat sizce nedir?

Devrim Horlu: Şiirde, hangi eğilimde olursak olalım en önemli şey açıklıktır sanıyorum. Şairin açıklığı anlaşılmamalı bundan tek başına. Metnin açıklığı. Bunu da açmak lazım sanırım yanlış anlaşılmaması için. Açık - kapalı şiir meselesinden söz etmiyorum. Bir bakıma çıplaklık da diyebiliriz buna. Nasıl yazarsak yazalım, sakınmadan, korkmadan, çekinmeden yazmalıyız. Bu bazen ikinci, üçüncü gözün varlığını reddederek olur, bazen genel beğeninin aksine hareket ederek olur, bazen de insanın kendisiyle çelişmesiyle. Sonucu ne olursa olsun açıklık şiiri bir şekilde var edebilir hakikatlerin başında gelir.

II. Bölüm:

Mete Karaoğlu: Hafızanızın bir köşesinde daima taze kalan, sizi ilk kez "kelimelerin büyüsüyle" tanıştıran veya sizi şiire mahkûm eden o anı/imgeyi bizimle paylaşır mısınız?

Devrim Horlu: Çocukken işittiğim Ahmed Arif’in sesi. Doğru düzgün bir şey anlamamıştım ama şiir söyleyen o sesin beni çok etkilediğini net olarak anımsıyorum.

Mete Karaoğlu: Okuduğunuz an sizde bir kırılma yaratan, dünyaya ve dile bakışınızı temelden değiştiren o “tek” şiir ya da dosya hangisidir?

Devrim Horlu: Esasında beni temelden değiştiren doğrudan bir şiir ya da kitap yok. Ama Shakespeare oyunlarını okuyunca birçok şey değişmişti benim için. Çok güçlü metinlerdi ve kendimi çaresiz hissetmiştim yazmaya çalışan bir genç olarak.

Mete Karaoğlu: Zihninizde yeni dehlizler açan, dilin imkânlarını kullanışıyla sizi her seferinde hayrete düşüren ve başucunuzdan ayırmadığınız o vazgeçilmez şair/metin hangisidir?

Turgut Uyar - Tütünler Islak

Mete Karaoğlu: Son olarak; hem kendinize sorduğunuz hem de çağdaşınız olan şairlere, okurlara ve gelecekte dizelerinizle buluşacak olan o meçhul okura bırakmak istediğiniz bir soru var mı?

Devrim Horlu: Son kitabım “Kamburumun İnsanı”nda kendime sorduğum ve cevabını bulamadığım bir soru var. Onu sorayım. Türkiye’de insan kalarak bu soruya yakın sorular sormamış kimse yoktur sanırım.

“Kimse için savaşmadım

Ama nasıl öldüm herkes için”

KİTAPLARI

GÖLGELER ÇÜRÜRKEN

TAŞTAKİ DİKİŞ İZİ

KAMBURUMUN İNSANI

J. D. Salinger - Ben Bu Dünyadayım Ama Bu Dünyadan Değilim

Kakadya ve Paylaşmayı Unutan Ardıç Kuşları

Gökyüzünün Yüzü ve Söğütbülbülü Bübü

Edebiyat Ödülleri

“Gölgeler Çürürken” adlı dosyasıyla 2017 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü'ne, “Boşluklara Doğru” adlı dosyasıyla 2018 Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü'ne layık görülmüştür.