FATİH BOZDEMİR İLE ŞİİR

"Ölüm kapımı çaldığında kim olarak açmak istiyorum kapıyı? "

ŞİİR

mete karaoğlu

5/19/20266 min read

Mete Karaoğlu: Şiirle geçen ya da geçecek yılları düşündüğünüzde; zamanın dize üzerindeki bu akışı sizde nasıl bir duygu bırakıyor? Kendi şiir serüveninizi bir ses inşası olarak tanımlarsanız, şu an hangi duraktasınız?


Fatih Bozdemir: Yıllardır tek önceliğim, beni ben yapacak olana, kimliğimi besleyecek olan ana damarlara ulaşmak. Benim her zaman tek derdim kendim oldu; kendimle olan kavgam, kendimle kurduğum ilişki. 18 yaşımda şiirlerle tanıştım, yol onunla şekillendi, onunla bu kavgaya tutuştum. Kelimeler bir şeyler anlatıyordu, beni de peşinden sürüklüyordu. Benim şiirle ilişkim anlama-anlamlandırma uğraşından başka bir şey değil. İnsanlığa miras bırakma gibi bir derdim yok. O yüzden mekanik kısımlar üzerinde zamanında dursam da hiçbir zaman ilgimi çekmedi. Okudum, yazdım. Şimdilerde daha çok okumak daha az yazmak istiyorum. Ülkemizin bulunduğu koşullar buna ne kadar izin verir bilmiyorum. Durak yok, çatallanan yolların daima yabancısıyım.

Mete Karaoğlu: Türkiye’deki güncel şiir iklimini ve kuşakları gözlemlediğinizde; sizin şiir anlayışınızı besleyen veya sizi "başka bir dil" kurmaya zorlayan temel tıkanıklıklar nelerdir? Kendi sesinizi bulma yolunda, sizi gelenekle çarpıştıran veya ona sığındıran o kırılma anlarından bahseder misiniz?

Fatih Bozdemir: Hayatın içinden yoğun, derinlikli; sade, basit yazmak başka sürekli yüksekten konuşma çabası başka. İlginç bir çağ ve bir ilginç olma çabası var. Post-modern sonrası süreç ironin suyunu çıkarttı, metnin dışına çıktı. Neyse...

Ben sadece satıhlaşan ve devasa bir pazarlama şirketine dönüşen dünyadan olabildiğince sağlıklı bir şekilde kendimi kurtarmaya çalışıyorum. Utanma duygumu yitirmemeye gayret ediyorum. Bir dil kurabildim mi, kurabilecek miyim? Bilmiyorum. Ama özüme katkıda bulunmayacak bütün etiketlerden kendimi uzak tutmaya çalışıyorum. Aksayan ritimlerimi, çuvallayan dizelerimi seviyorum. Kusursuzluğu aramıyorum. Yaptığım şeyin içime sinmesi yeterli.

Tıkanıklık bu kaos, bu bulanık su onu biliyorum. Veri, manipülasyon bombardımanı altında kalan insan ya kafasını toprağa gömecek ya da çatlayana kadar her yönüyle zihninde bu savaşı sürdürecek. Gelenekten beslenmemek ahmaklık, çağın şartlarını göz ardı etmek daha büyük bir ahmaklık olur. İnsan üzerine kurulduğu tarihe sırtını dönemez, dönmemeli. İçinde bulunduğu bu günün şartlarını göz ardı edemez, etmemeli.

Çağın kendisi kırılmadır. İnsan orta yerinden kırılmıştır. Ben kendi kırgınlığını taşıyan, taşımaya çalışan şairlerden biriyim.

Mete Karaoğlu: Bir sanatçı olarak, kelimelerin bu kadar hızlı tüketildiği ve anlamın gürültüye kurban gittiği bir çağda şiir yazmayı nasıl gerekçelendiriyorsunuz? İçinde bulunduğumuz bu hıza, şiirin o yoğun ve duru yürüyüşüyle nasıl cevap veriyorsunuz?

Fatih Bozdemir: Benim şiirim bir arayış şiiridir. Benimle başlayan ama beni dışarıda bırakan. En azından çabam bu. Mevcut şartlar beni buralara sürüklüyor zaten. Gerekçeler kendi aleyhimize konumlanan şeyler. Kitaplarımda bunun izini sürdüm. Önce hatırlamak istedim. Yüklem Hatası' yla hatırladıklarımı dile getirdim.

Mete Karaoğlu: Şiir, bir yazan ve bir okuyan arasındaki o sessiz anlaşmayla tamamlanır. Yazarken, o görünmez "okur" figürü masanızda ne kadar yer kaplıyor? Dizelerinizin mahremiyeti ile şiirin kamusallaşması arasındaki o gerilimi nasıl yönetiyorsunuz?

Fatih Bozdemir: İyi mısra yazdığımı düşünmediğim sürece okur aklıma gelmiyor. Gelince de yazmayı bırakıyorum ya da okuru masadan kovana kadar yazdıklarımı tekrar tekrar okuyorum. Oyalanıyorum bir şeylerle. Okurun masada yeri yok. Ama okuyucuyu ve okunma arzusunu kim inkâr edebilir? Bendeki sorun daha çok dinlenmesi gereken şiirin dinlenmesine pek izin vermemem. Tez canlıyım, sorun bu. Yayımlandıktan sonra üzerinde oynadığım şiirlerim çok.

Mete Karaoğlu: Bu coğrafyadaki “Şiir eleştirisi ve Poetika” kültürü üzerine konuşalım. Sadece dil işçiliğine veya biçimsel ustalığa sahip olmanın, bir metni "şiir" kılmaya yettiğine dair bir eğilim var. Sizce bir şiirin mimarisi, teknik bir becerinin uzantısı mıdır; yoksa o tekniği de aşan, başka bir "dünya ağrısı" ve duyuş biçimi mi gerektirir?

Fatih Bozdemir: Şiir dini ritüellerden, ağıtlardan, coşkudan, savaştan beslenerek gelmiş bu günlere. Her çağ kendinden bir şeyler katarak uğurlamış şiiri. Yağmurun, rüzgârın, güneşin, şimşeğin şekil verdiği taşı deli gibi analiz etmek, taklit etmek kafa açar ancak. En azından üstünde kara bulutunu taşımalı insan. Bilmek mühim, pek mühim. Ama dahası var. İçkin ve aşkın bir mesele bu.

Mete Karaoğlu: Bir şiirin gerçekten "var olabilmesi" okurun ruhunda bir sarsıntı yaratabilmesi için şairin cebinde taşıması gereken o tekil hakikat sizce nedir?

Fatih Bozdemir: Hayatın içinden çıkıp hakikate uzanan bir el.

II. Bölüm

Mete Karaoğlu: Hafızanızın bir köşesinde daima taze kalan, sizi ilk kez "kelimelerin büyüsüyle" tanıştıran veya sizi şiire mahkûm eden o anı/imgeyi bizimle paylaşır mısınız?

1. Kuvvetli bir hafızaya sahip değilim ama ilk aklıma gelen isim Sezai Karakoç, Mona Roza. Aslında şiirle tanışmam lisede, öğretmenimin Kısakürek’in kitabını vermesiyle başladı ama üzerimde tesiri zayıftı. Karakoç’a iten bir etkiydi yalnızca. Sonra Özel sardı her yanımı. Popüler olanlarla devam etti.

Mete Karaoğlu: Okuduğunuz an sizde bir kırılma yaratan, dünyaya ve dile bakışınızı temelden değiştiren o “tek” şiir ya da dosya hangisidir?

2. Orhan Veli. Gözümü kapatıp araba kullanmak gibiydi dille ilişkim. Dile olan bakışımı altüst etmişti.

Mete Karaoğlu: Zihninizde yeni dehlizler açan, dilin imkânlarını kullanışıyla sizi her seferinde hayrete düşüren ve başucunuzdan ayırmadığınız o vazgeçilmez şair/metin hangisidir?

3. Başucu kitabım yok. Ama ilk okuduğumda hayrete düştüğüm şairler tabii var. Veli, Eloğlu, Zarifoğlu, Akova, Kömürcü, Dağlarca, Gencer, Konuk, üstünde durmaya başladıktan sonra Fuzuli. Şairlerin dışında Oğuz Atay ve Cervantes. Bu aralar Peyami Safa.

Mete Karaoğlu: Son olarak; hem kendinize sorduğunuz hem de çağdaşınız olan şairlere, okurlara ve gelecekte dizelerinizle buluşacak olan o meçhul okura bırakmak istediğiniz bir soru var mı?

Fatih Bozdemir: Ölümü sık sık düşünmeye çalışırım. Heves burkan tarafından değil de pozitif değer olarak görmeye çalışırım. Bir gün öleceğimi bilmek seçimlerimdeki yabani havayı dağıtmama yardımcı oluyor. Adaleti seçmek isterim, affı ararım, onurumu korumak, güzel olmak, direnmek isterim. İnsanlar ikiye ayrılmış gibi, her şeye sahip olanlar ve her şeye sahip olmak isteyenler. Bir an için, gördükleri bir rüya için ömrünü vakfedenler. Sıra bana gelir umuduyla mevcut akışa göz yumanlar. Değerli ve kıymetli sandıkları şeyler için adalet kavramının içini boşaltan omurgasızlara hizmet etmemek için elimden geleni yaparım. Kolay değil. Bazen sendeliyorum, ben de herkes gibi yaşamak istiyorum. Hiç kolay değil, fırsat olarak sunulan her haksızlığa ve ahlaksızlığa sırtını dönmek. Çağ, soykırıma bile alkış tutanların çağı. Çağ, makamını kullanarak adaleti şaşırtanların. Çağ, serveti azalır korkusuyla işçinin evine ekmek götürmesini bile çok görenlerin çağı. O yüzden sorarım kendime her seçimimde: nasıl biri olarak ölmek istiyorum? Bir etki alanımın olmasıyla ilgili değil, olmasına da gerek yok. Taraf belirtmek, ne üzerine yaşadığım, kim olduğum benimle ilgili meseleler. Etki alanı olmasa da olur. Çok sulandırmadan, bazı şeylerin düzeltilemeyeceğinin farkında olarak, sonuç ne olursa olsun, sonuçlar üzerinden değil hak üzre bir yaşam sürme gayreti değerli.

Ölüm kapımı çaldığında kim olarak açmak istiyorum kapıyı?

KİTAPARI:

Kırağı Toprağa Çiğ Bir Ağıt

Yüklem Hatası