MİRAY ÇAKIROĞLU İLE ANLATI
"Okurları masadan kaldırıp öyle oturmak gerektiğini düşünüyorum. İşin yazma kısmında başka zihinlerin olması beni paralize eder, yapmak istediğimi yapamaz hale getirir."
ANLATI & DENEME
mete karaoğlu
5/25/20263 min read
Mete Karaoğlu: Metinle geçen ya da geçecek yılları düşündüğünüzde zihninizde nasıl bir imge canlanıyor? Kendi yazınsal serüveninizi ve kelimelerle kurduğunuz mesaiyi nerede ve nasıl bir üslup evriminde görüyorsunuz? Günümüz yazın dünyasını ve anlayışlarını gözlemlediğinizde; sizin anlatı dünyanızla yakınlık bulduğunuz ya da mesafeli durduğunuz yaklaşımlar neler? Yazma pratiğinizde “kendi sesinizi” bulduğunuzu hissettiren o eşik noktası neydi?
Miray Çakıroğlu: Sondan başlayayım. İlk şiir dosyamın kitaplaşmasından önce yazdığım şiirleri paylaştığım, kendime ait bir blogum vardı. Bu daha çok kendi pratiğimi ilgilendiren, beni bir şiiri bitirip ortaya çıkarmaya heveslendirdiği için kurduğum bir oyun alanıydı. Bu mecranın zaman içinde takipçileri olduğunu paylaşımlarıma yankı gelmeye başlayınca fark ettim. Bir eşikten bahsedeceksem, bu, blogun benden bağımsız bir hayatı olduğunu fark ettiğim zamandır. Metin enflasyonuna mesafeliyim. Kendimi yakın bulduğum yaklaşım, meselesini kurabilen edebiyat. Bana bir şey demeyen metinler bir okur olarak beni hayal kırıklığına uğratıyor. Sesini bulmakla başladım; sorunun serüven kısmına gelince, sesini bulmuş olma kabulünden uzaklaşmam gerek. Yazacağımı düşündüğüm dosyalar, şimdiye kadar yazdıklarıma hiç benzemiyor.
Mete Karaoğlu: Bir yazar olarak, içinde bulunduğumuz çağı değerlendirmeniz çok kıymetli. Neler söylemek istersiniz?
Miray Çakıroğlu: Çokparçalılık, dağınıklık, saçılmışlık hissi aklıma geliyor çağ deyince, ama çağın geçerliliği olmayan bir ölçü birimi olduğunu sanıyorum.
Mete Karaoğlu: Zihninizdeki o hayali okur, yazma dürtünüzü nasıl şekillendiriyor? Yazarken, o görünmez "okur" figürü masanızda ne kadar yer kaplıyor?
Miray Çakıroğlu: Okurları masadan kaldırıp öyle oturmak gerektiğini düşünüyorum. Benim pratiğimde, en iyi ifade edebildiğim, okura da en çok geçtiğini düşündüğüm, bir şeyi kendime anlatmaya çalıştığım anlar. Gözden geçirme, yeniden bakma sürecinde değil ama işin yazma kısmında başka zihinlerin olması beni paralize eder, yapmak istediğimi yapamaz hale getirir.
Mete Karaoğlu: Sizce iyi bir metin, yazarın yaşam deneyiminin doğal bir uzantısı mıdır yoksa o deneyimi aşan ve bağımsız bir entelektüel sancı gerektiren bir yapı söküm süreci mi?
Miray Çakıroğlu: İyi bir metin için kavrayış ve duyuş alanının genişliği, etik ve söz kurma yetisini merkeze alıyorum. Bu bence soruda yaşam deneyimi ile entelektüel disiplin arasında farz edilen ayrımı ortadan kaldırır.
Mete Karaoğlu: Dil işçiliğinin ötesinde metni diri tutan; yazarın cebinde taşıması gereken en temel töz sizce nedir?
Miray Çakıroğlu: Sahicilik.
II. Bölüm:
Mete Karaoğlu: Yazma serüveninizde belleğinizde yer eden, sizi ilk kez “kelimelerin büyüsüyle” tanıştıran veya sizi yazmaya ait hissettiren o anı/imgeyi bizimle paylaşır mısınız?
Miray Çakıroğlu: Yazmanın şimdi ve burada ve ondan ayrı mekân yaratma kapasitesini keşfettiğim an.
Mete Karaoğlu: Okuduğunuz an dünyanızı sarsan, edebiyata veya hayata bakışınızı geri dönülemez şekilde değiştiren o kitap veya yazar hangisiydi?
Miray Çakıroğlu: Bu çok zor ama sanırım Aforizmalar gibi kısacık kitabı, kötü çevrilmiş Türkçesiyle Franz Kafka.
Mete Karaoğlu: Son olarak; hem kendinize sorduğunuz hem de çağdaşınız olan yazarlara, okurlara ve gelecekte sizin metinlerinizle karşılaşacak okurlara bırakmak istediğiniz bir soru var mı?
Miray Çakıroğlu: Neyi aradın?
KİTAPLARI
