NAİL ERCAH DOLGUNYÜREK İLE TİYATRO
Sahneye çıktığım ilk günkü heyecanım hâlâ duruyor. Ne kadar dijital iş üretsem de sahnenin verdiği hissi hiçbir şey vermiyor
TİYATRO
mete karaoğlu
7/22/20264 min read


Mete Karaoğlu: Sahne üzerinde geçen ya da geçecek yılları düşündüğünüzde neler hissediyorsunuz? Kendi oyunculuk pratiğinize ve tiyatro serüveninize dair nasıl bir öngörünüz var?
Nail Ercah: Sahneye çıktığım ilk günkü heyecanım hâlâ duruyor. Ne kadar dijital iş üretsem de sahnenin verdiği hissi hiçbir şey vermiyor. Umarım yıllar geçse de anlatacak yeni hikâyelerim, öğrenecek yeni şeylerim olur. Kendimi hep gelişen bir oyuncu olarak görmek istiyorum. “Oldum.” dediğim gün muhtemelen gerilemeye başlamışımdır.
Mete Karaoğlu: Türkiye’deki oyunculuk ekosistemini gözlemlediğinizde; sizin oyunculuk anlayışınızla örtüşen ya da taban tabana zıt olduğunu düşündüğünüz yaklaşımlar neler? Değişim ve dönüşümünüze ilham veren, “İşte, benim yolum bu!” dedirten olgulardan bahseder misiniz?
Nail Ercah: Bugün oyunculuk biraz fazla vitrine dönüştü gibi hissediyorum. Takipçi sayısı, görünür olmak, sürekli gündemde kalmak bazen oyunculuğun önüne geçebiliyor. Oysa beni heyecanlandıran şey hâlâ iyi bir hikâye ve sahici bir performans. Ben de dijital içerik üretiyorum ama oyunculuğu hiçbir zaman bunun aracı olarak görmedim. Tam tersine, dijitali oyunculuğumu anlatmanın başka bir yolu olarak görüyorum.
Mete Karaoğlu: Bir sanatçı olarak, içinde bulunduğumuz çağı değerlendirmeniz çok kıymetli. Neler söylemek istersiniz?
Nail Ercah: Çok hızlı tüketilen bir çağdayız. İnsanlar içerikleri de sanat eserlerini de birkaç saniye içinde değerlendirmeye çalışıyor. Böyle bir dönemde tiyatronun hâlâ insanları iki saat boyunca aynı hikâyede tutabilmesi bana çok kıymetli geliyor. Belki de bugün tiyatroya en çok bu yüzden ihtiyacımız var.
Mete Karaoğlu: Tiyatro, bir oynayan ve bir izleyenle kendini gerçekleştirmeye başlar. Sahnede “izleniyor olma” hali, sizin oyunculuk dürtünüzü nasıl şekillendiriyor? Şimdiye kadar seyir yeriyle kurduğunuz bağda sizi şaşırtan neler oldu?
Nail Ercah: Ben seyirciyi karşımda değil, yanımda hissediyorum. Onların nefesi, sessizliği, kahkahası oyunun bir parçası oluyor. Aynı oyunun her temsilinin farklı olmasının sebebi de bu zaten. En çok şaşırdığım anlar ise hiç beklemediğim bir cümlenin salonda bambaşka bir etki yaratması oluyor.
Mete Karaoğlu: Bu coğrafyadaki “yönetmenlik” üzerine biraz konuşalım. Sahne bilgisinin yeterli olmasını, yönetmenlik yapmak için kâfi gören bir yönelim söz konusu. Sizce reji, sahne deneyiminin doğal bir uzantısı mıdır, yoksa o deneyimden bağımsız başka bir entelektüel sancı mı gerektirir? Deneyim ve reji arasındaki bu bağ, tiyatromuz için besleyici mi yoksa kısıtlayıcı mı?
Nail Ercah: İyi oyuncu olmak, iyi yönetmen olmak anlamına gelmiyor. Elbette sahne deneyimi büyük avantaj ama yönetmenlik bambaşka bir bakış açısı gerektiriyor. Oyuncu karaktere odaklanırken yönetmen bütün resme bakıyor. İkisi birbirini besleyebilir ama biri diğerinin otomatik devamı değil.
Mete Karaoğlu: Teknik donanımın ötesinde, bir oyuncunun sahnede gerçekten “var olabilmesi” için cebinde taşıması gereken en temel etmen sizce nedir?
Nail Ercah: Empati. Teknik öğrenilir, ses gelişir, beden çalışılır ama karşındaki insanı anlamaya çalışmıyorsan oynadığın karakter de eksik kalır. Bence iyi oyunculuğun temelinde insanı merak etmek var.
II. Bölüm
Mete Karaoğlu: Hafızanızda yer eden, anlatmaktan keyif aldığınız bir sahne anını bizimle paylaşır mısınız?
Nail Ercah: Tek kişilik oyunumda bir sahnede salondan ağlama sesi gelmişti. O an oyunu bırakmadan devam ettim ama kuliste uzun süre bunu düşündüm. Bir hikâyenin bir insanın kalbine gerçekten dokunabilmesi bana tiyatronun neden var olduğunu tekrar hatırlattı.
Mete Karaoğlu: İzlediğiniz an sizde bir kırılma yaratan, tiyatroya bakışınızı değiştiren o “tek” oyun hangisiydi?
Nail Ercah: Tek bir oyun söylemek zor ama Victor Hugo’nun Bir İdam Mahkûmunun Son Günü benim için çok özel. O metni sahnelemeye başladıktan sonra tiyatronun sadece eğlendiren değil, insanı vicdanıyla baş başa bırakan bir sanat olduğunu çok daha derinden hissettim.
Bugüne kadar izlediğimde beni etkileyen oyunlarun başında Ferhangi Şeyler, Bir Delinin Hatıra Defteri ve Yaşamaya Dair geliyor. Bir yanda tek bir oyuncunun sahnede koskoca bir dünya kurabileceğini gösteren o olağanüstü oyunculuk disiplini, diğer yanda güldürürken düşündüren mizahın ve insanın içine işleyen dramatik anlatının gücü.. Tek kişilik oyunlar yapan bir oyuncu olarak Ferhan Şensoy, Genco Erkal ve Erdal Beşikçioğlu bana bu anlamda çok şey kattı. Sahnede tek başına durmanın, seyirciyle bağı hiç koparmadan bir hikâyeyi omuzlamanın, ritmi ve duyguyu tek başına taşımanın ne demek olduğunu onların oyunlarını izleyerek daha iyi anladım.
Bu oyunlar bana sadece iyi bir seyir deneyimi yaşatmadı; ritim, tempo, metin, sessizlik, mizah ve dramın nasıl iç içe geçebileceğini de öğretti. Sahneye her çıktığımda, farkında olsam da olmasam da bu metinlerin üzerimde bıraktığı izleri taşıdığımı hissediyorum. Bazen bir cümleyle kahkaha attırıp hemen ardından boğazınızı düğümleyen şey tam da büyük tiyatronun kendisi oluyor. Bu eserler ve onları unutulmaz kılan ustalar, benim için yalnızca izlenmiş oyunlar değil; oyunculuğa ve sahneye bakışımı şekillendiren kilometre taşları.
Mete Karaoğlu: Okuduğunuzda zihninizde sahneler açan, sizi en çok etkileyen oyun metni hangisidir?
Nail Ercah: Yine Bir İdam Mahkûmunun Son Günü. Her okuyuşumda başka bir ayrıntı fark ediyorum. İyi metinlerin en güzel yanı bu; siz değiştikçe onlar da değişiyor.
Mete Karaoğlu: Son olarak; hem kendinize sorduğunuz hem de çağdaşınız olan tüm sanatçılara, seyircilere ve gelecekte sizden haberdar olacak herkese bırakmak istediğiniz bir soru var mı?
Nail Ercah: “İnsanlara gerçekten dokunmak mı istiyoruz, yoksa sadece görünür olmak mı?”
Bence bugün sanatla uğraşan herkesin kendine ara ara bunu sorması gerekiyor. Çünkü cevabı, yaptığımız işi de belirliyor.
Rol aldığı tiyatro oyunları
Haybeden Gerçeküstü Aşk
Komedyen Kadınlar
Tiyatro Bunlar
