OĞULCAN KÜTÜK İLE ŞİİR

"Her şeyin kesin, net ve ölçülebilir olmasının beklendiği bu dünyada, şiirin bize bir yanılma hakkı verdiğini düşünüyor ve bu hâli seviyorum. Bana katılıyor musunuz?"

ŞİİR

mete karaoğlu

8/1/20265 min read

Mete Karaoğlu: Şiirle geçen ya da geçecek yılları düşündüğünüzde; zamanın dize üzerindeki bu akışı sizde nasıl bir duygu bırakıyor? Kendi şiir serüveninizi bir ses inşası olarak tanımlarsanız, şu an hangi duraktasınız?

Oğulcan Kütük: Selam Mete. Yıllar geçtikçe sesim yontulmadı da aksine soyundu gibi hissediyorum. 10 yılı geçirdim. İlk şiirlerimde belki daha temkinliydim, kelimeyi biraz daha kontrol altında tutuyordum. Şimdi ise daha ham daha çıplak bir yere vardım. Yani zaman üzerimdeki katmanları teker teker aldı. Bunu bir kayıp olarak görmüyorum — dünyayı çözmüş gibi konuşmak istemem ama sanki bir çeşit hakikate yaklaşma hali gibi bu. Şiirin ilk çıktığı yere daha yakınım şimdi. Ses inşası dediğimiz şey belki de böyle bir şeydir. Bina yükselmiyor, tersine temele iniyorsun. Şu an kendimi tam da o temelde, o ham sesin başında hissediyorum. Sanki her şey yeniden başlayabilirmiş gibi.

Mete Karaoğlu: Türkiye’deki güncel şiir iklimini ve kuşakları gözlemlediğinizde; sizin şiir anlayışınızı besleyen veya sizi "başka bir dil" kurmaya zorlayan temel tıkanıklıklar nelerdir? Kendi sesinizi bulma yolunda, sizi gelenekle çarpıştıran veya ona sığındıran o kırılma anlarından bahseder misiniz?

Oğulcan Kütük: Bugünün şiir iklimine baktığımda, beni tıkayan şey hız değil, sesin çabuk tekrara düşmesi hali. Ben zaten yazdığımı paylaşan, yayımlayan biriyim. Bu tempo içinde bile kendimi tekrar etmemek, aynı imgeye, aynı tonlamaya sığınmamak benim için gerçek bir mesele. Kendi dilimin içinde başka bir dil kurma zorunluluğum da buradan geliyor: hızlı yazsam da her seferinde sesi yeniden kurmak, onu bayatlamaktan korumak zorunda hissediyorum. Üç aydır şiir yazamadım, sanırım bu yüzden. Öte yandan Turgut Uyar benim için gerçek bir sığınak oldu. Onun şiirindeki ritim ve zekâ, dizenin akışında hep bir müzikal bir sürükleyicilik vardı. Uyar’ın zehrini ilk gençliğimde aldığımdan beri gelenekle kavga edemedim hiç. Bilmiyorum bundan 10 yıl sonra ne yaparım.

Mete Karaoğlu: Bir sanatçı olarak, kelimelerin bu kadar hızlı tüketildiği ve anlamın gürültüye kurban gittiği bir çağda şiir yazmayı nasıl gerekçelendiriyorsunuz? İçinde bulunduğumuz bu hıza, şiirin o yoğun ve duru yürüyüşüyle nasıl cevap veriyorsunuz?

Oğulcan Kütük: Anlamın gürültüye kurban gitmesi mümkün, hatta bu çağın gerçekliği bu inkâr etmiyorum. Ama ben şiiri bu gürültüye karşı duran, ondan uzak bir kule olarak görmüyorum açıkçası. Şiir zaten o gürültünün içinde, onunla birlikte akan bir şey benim için. Ayrı bir mecrada, temiz ve dokunulmamış bir yerde var olamaz artık. Tam da bu hızın, bu tüketimin içinde doğuyor, oradan besleniyor. Şiirimiz her dönemde başını uzatacak bir yer buldu kendine.

Mete Karaoğlu: Şiir, bir yazan ve bir okuyan arasındaki o sessiz anlaşmayla tamamlanır. Yazarken, o görünmez "okur" figürü masanızda ne kadar yer kaplıyor? Dizelerinizin mahremiyeti ile şiirin kamusallaşması arasındaki o gerilimi nasıl yönetiyorsunuz?

Oğulcan Kütük: Açıkçası bu meseleyi hiç bu kadar derinleştirmiyorum. Yazarken masamda oturan bir okur figürü filan yok, bu tür bir hesaplaşmaya girmiyorum çünkü zaten en başından beri okunsun diye yazıyorum ben. Mahremiyet ile kamusallaşma arasında bir gerilim aramıyorum çünkü böyle bir gerilim hissetmiyorum. Beni yazarken kısıtlamıyor, tam tersine rahatlatıyor bile diyebilirim. Belki bazı şairler için şiirin mahrem bir alanda olgunlaşması, ancak belli bir zaman geçtikten sonra kamuya açılması gerekiyormuş gibi bir kutsallık var, bende o kutsallık yok. Yazdığım an, o an zaten kamusal bir ana dönüşüyor benim için. Bir de Mete arkadaşım, inan umrumda değil açıkçası. Kimden utanacağım ki.

Mete Karaoğlu: Bu coğrafyadaki “Şiir eleştirisi ve Poetika” kültürü üzerine konuşalım. Sadece dil işçiliğine veya biçimsel ustalığa sahip olmanın, bir metni "şiir" kılmaya yettiğine dair bir eğilim var. Sizce bir şiirin mimarisi, teknik bir becerinin uzantısı mıdır; yoksa o tekniği de aşan, başka bir "dünya ağrısı" ve duyuş biçimi mi gerektirir?

Oğulcan Kütük: "İyi yazılmış", vezni yerinde, imgesi hesaplı ama içi boş metinler şiir zannediliyor bazen. Oysa şiir, tekniği aşan bir duyuş biçimi gerektiriyor — bir "dünya ağrısı" diyorsan buna, evet, tam olarak o.

Mete Karaoğlu: Bir şiirin gerçekten "var olabilmesi" okurun ruhunda bir sarsıntı yaratabilmesi için şairin cebinde taşıması gereken o tekil hakikat sizce nedir?

Oğulcan Kütük: Bana biraz fazla hesaplı geliyor. Şiiri önceden planlanmış, üzerine düşünülmüş bir şeye benzetiyor sanki. Ben şiiri böyle kurmuyorum açıkçası.

II. Bölüm:

Mete Karaoğlu: Hafızanızın bir köşesinde daima taze kalan, sizi ilk kez "kelimelerin büyüsüyle" tanıştıran veya sizi şiire mahkûm eden o anı/imgeyi bizimle paylaşır mısınız?

Oğulcan Kütük: Garip bir kaza sayılır. Üniversitenin ilk yıllarında rastgele bir kitapçıda bir Aziz Nesin kitabı ararken, elime rastgele bir şiir kitabı geçti. Şimdi o kitap neydi, hangi şiirdi hatırlamıyorum ama İsmail Uyaroğlu’nun toplu şiirleri olabilir. Yanılıyor da olabilirim. Ödev için almam gereken Nesin romanı ile beraber o şiir kitabını da alıp çıkmak istedim ama param yetmedi. Ben de o şiir kitabını aldım. İlk kırılma anı o seçim sanırım. Sonra ödevimi sınıf arkadaşımın kitabını alarak yaptım. İyi ki o kitabı seçmişim.

Mete Karaoğlu: Okuduğunuz an sizde bir kırılma yaratan, dünyaya ve dile bakışınızı temelden değiştiren o “tek” şiir ya da dosya hangisidir?

Oğulcan Kütük: Büyük Saat. Ama bu okuduğum ilk an olmadı. ilk okuyuşta Uyar’ı anlayacak kadar şanslı olamadım maalesef.

Mete Karaoğlu: Zihninizde yeni dehlizler açan, dilin imkânlarını kullanışıyla sizi her seferinde hayrete düşüren ve başucunuzdan ayırmadığınız o vazgeçilmez şair/metin hangisidir?

Oğulcan Kütük: Lâle Müldür’ün Buhurumeryem’i. Metis baskının kapağına bir bak, o kadar büyüleci ki.

Mete Karaoğlu: Son olarak; hem kendinize sorduğunuz hem de çağdaşınız olan şairlere, okurlara ve gelecekte dizelerinizle buluşacak olan o meçhul okura bırakmak istediğiniz bir soru var mı?

Oğulcan Kütük: Her şeyin kesin, net ve ölçülebilir olmasının beklendiği bu dünyada, şiirin bize bir yanılma hakkı verdiğini düşünüyor ve bu hâli seviyorum. Bana katılıyor musunuz?

KİTAPLARI

Ecza Kışı

Oğlan Çıkmazı

Dimdik Bakma Rehberi

Edebiyat Ödülleri

2018 Attilâ İlhan İlk Kitap Şiir Ödülü: 2017 yılında yayımlanan ilk şiir kitabı Ecza Kışı ile bu ödüle layık görülmüştür.

2025 İlhan Berk Şiir ÖdülüDimdik Bakma Rehberi adlı eseriyle bu ödüle layık görülmüştür.