ÖZGE ARSLAN İLE RÖPORTAJ
"Akli ve kalbi bir denge şart. Dengenin ve disiplinin olmadığı yerde emeğimi kimseye yedirmek istemiyorum artık. Bunlarla taban tabana zıtım çünkü. Aşk, denge, disiplin varsa değişim ve dönüşüm var. Benim yolum aşk yolu."
TİYATRO
mete karaoğlu
4/28/20264 min read


Mete Karaoğlu: Sahne üzerinde geçen ya da geçecek yılları düşündüğünüzde neler hissediyorsunuz? Kendi oyunculuk pratiğinize ve tiyatro serüveninize dair nasıl bir öngörünüz var?
Özge Arslan: Benim meselem öngörü değil hak ediş. Uzun yıllardır sahnedeyim sürekli oynuyorum,yazıyorum koreografiler yapıyorum ve müzik üretiyorum. Sanat bunca şeyi bir arada yapabiliyor olmanızı sever izleyen duyan insanlarda sever ama malesef sektördeki büyük planlar için bunun pek bir önemi yok. Liyakatsizliğin içinde kendimi bildim bileli sanat üreten bir insanım ve artık gerçekten ortak paydada buluşabileceğim benzer niyetler ve vizyonlara sahip sanatçılarla buluşmayı hak ediyorum. Hak ediyoruz.
Mete Karaoğlu: Türkiye’deki oyunculuk ekosistemini gözlemlediğinizde; sizin oyunculuk anlayışınızla örtüşen ya da taban tabana zıt olduğunu düşündüğünüz yaklaşımlar neler? Değişim ve dönüşümünüze ilham veren, “İşte, benim yolum bu!” dedirten olgulardan bahseder misiniz?
Özge Arslan: Sanatçı toplum hafızasını filtreler ve bu bir görevdir aslında. Sanat üreticileri hizmet ettiğini unuttuğunda üretimler kirleniyor. Kalite ve başarı dedikleri şey hafızayı zorlayınca, bilgi kapılarını açınca, tetikleyici bir motivasyon katınca yaşayan bir şey haline gelir.
Akli ve kalbi bir denge şart. Dengenin ve disiplinin olmadığı yerde emeğimi kimseye yedirmek istemiyorum artık. Bunlarla taban tabana zıtım çünkü.
Aşk, denge, disiplin varsa değişim ve dönüşüm var. Benim yolum aşk yolu.
Mete Karaoğlu: Bir sanatçı olarak, içinde bulunduğumuz çağı değerlendirmeniz çok kıymetli. Neler söylemek istersiniz?
Özge Arslan: Bu çağ hızlı ve gürültülü.
Herkes konuşuyor ama çok az kişi gerçekten bir şey söylüyor.
Benim için heyecan verici olan hayretimdir ve hâlâ soru sorabilmektir
Mete Karaoğlu: Tiyatro, bir oynayan ve bir izleyenle kendini gerçekleştirmeye başlar. Sahnede “izleniyor olma” hali, sizin oyunculuk dürtünüzü nasıl şekillendiriyor? Şimdiye kadar seyir yeriyle kurduğunuz bağda sizi şaşırtan neler oldu?
Özge Arslan: Kendimi tanımlamaya başladığım andan beri sahnedeyim ve her tanımını ters düz etti sahnede olma hali.
Yani ben denilen şeyi ve tüm var olma biçimlerimi yeniden inşa eden bir haldeyim. Değişecek dönüşecek dahada. Aşkım idrakım hevesim ve ruhum genişliyor her geçen gün. Bu şaşırtıcı gerçekten.
Mete Karaoğlu: Bu coğrafyadaki “yönetmenlik” üzerine biraz konuşalım. Sahne bilgisinin yeterli olmasını, yönetmenlik yapmak için kâfi gören bir yönelim söz konusu. Sizce reji, sahne deneyiminin doğal bir uzantısı mıdır, yoksa o deneyimden bağımsız başka bir entelektüel sancı mı gerektirir? Deneyim ve reji arasındaki bu bağ, tiyatromuz için besleyici mi yoksa kısıtlayıcı mı?
Özge Arslan: Her ikiside olabilir aslında. Tek bir şey söyleyip onu geçerli sayacak bir halde değilim sanırım. Bir bakarsınız varoluşsal bir zeka ile hiç oyuncu olmamış biri eğitimsiz biri dehasını ortaya koyar. Bir bakarsınız yıllarca okumuş eğitim almıştır ama idrakında o eğitimi hal edecek bir itki yoktur ve ne yapsa belkide olmaz.
Ama entellektüel sancı sanırım her iki sonucu içersede şart diyebilirim.
Deneyim kimileri için kısıtlayıcı kimileri için besleyici. Ama gün sonunda tüm seçenekler insan kendine dönüp dürüstçe bakabiliyorsa elbette besleyici.
Mete Karaoğlu: Teknik donanımın ötesinde, bir oyuncunun sahnede gerçekten “var olabilmesi” için cebinde taşıması gereken en temel etmen sizce nedir?
Özge Arslan: Sanatı egosu ile arzu nesnesi haline getirmemişse iyi bir başlangıç için. Aşkı ve sevdasıda elzem. İyi yaptığını düşündüğü şeyin kim için iyi olduğunu ve kötü dediği şeyin kim için kötü olduğunu sezmesi çok önemli. Çünkü insanlar iyiyi ve kötüyü tamamen kendi arzuları, kendi çıkarları ve kendi şahsi hesapları üzerinden belirleyebiliyorlar. Sanırım burada bir kendinden soyunma hali kendini aradan kaldırma haline ihtiyaç var. Maneviyatın en güçlü dayanaklardan biri olduğuna inanıyorum.
II. Bölüm:
Mete Karaoğlu:. Hafızanızda yer eden, anlatmaktan keyif aldığınız bir sahne anını bizimle paylaşır mısınız?
Özge Arslan: Ben sanırım her birini unutacak kadar o an varmışım sonrası yok. İnanın hatırladığım hiç unutmam dediğim bir hikayem yok. Çok kolay unuturum.
Mete Karaoğlu: İzlediğiniz an sizde bir kırılma yaratan, tiyatroya bakışınızı değiştiren o “tek” oyun hangisiydi?
Özge Arslan: Sürekli oyun var her an her yerde her birisi benim için planlanmış kurgulanmış ve provası edilmiş oyunlardan daha cezbedici. Tiyatroya bakış açımı belirleyen şey hayatın kendisi. Bir tiyatro yapıtı içimde bir açı değiştirmedi. Ama eskiden çok iyi festivaller olurdu. Ve çok iyi işler izlerdik. Yabancı tiyatrolardan ,rejilerden, sanatçıların yaptıkları atölyelerden edindiğim o kadar yenilikçi ve şaşırtıcı şeyler olmuştuki. Çok şanslı hissetmiştim. Şimdi o kadar verimli festivaller de olamıyor ülkemizde. Malesef eski heyecanım yok izleme konusunda.
Mete Karaoğlu: Okuduğunuzda zihninizde sahneler açan, sizi en çok etkileyen oyun metni hangisidir?
Özge Arslan: Vala thorsdottir metinleri, in yer face metinler, fiziksel tiyatro için yazılmış metinler çok dikkatimi çekmiş ve hep içimde heves uyandırmıştır. Şuan aklıma ilk gelenler bunlar eminimki dahada vardır.
Mete Karaoğlu: Son olarak; hem kendinize sorduğunuz hem de çağdaşınız olan tüm sanatçılara, seyircilere ve gelecekte sizden haberdar olacak herkese bırakmak istediğiniz bir soru var mı?
Özge Arslan: Gerçekten nasılsın?
Özge Arslan'ın şuan sahnelenen tek kişilik oyunu hakkında bilgi almak için;


